Renklerin Kardeşliği

Modern çağda artık yalnızlaşan, bireyselleşen ve birbirinden kopan insanlar bir topluluğa bağlanma, onlarla var olma duygusunu daha çok hissediyor. Bireyselliğin yıkıcı gücüne karşılık “community, network” gibi terimler hayatımızın tam ortasına gireli epey oldu. Aidiyet duygusu mikro makro tüm milliyetçilik akımlarında kendini gösterdiği gibi en popüler spor olan futbolda da çok acımasız bir şekilde kendini gösteriyor. Kulüp logolarına bağlılık neredeyse artık bir dini ritüel gibi.

Uğruna kan bile dökülen bu logolar belki de logo tasarımının ve rengin gücünü en sarsıcı hissettiğimiz tasarım odakları. Günümüzde artık hiç bir taraftar ezeli rakibinin bırakın logosuyla rakip takımın stadına girip maç izlemeyi, maç günü stadyumun önündeki caddeden bile geçemiyor. Hiç tanımadığı bir insanı sırf rakip logo üzerinde bulunuyor diye hunharca öldürmeyi düşünen insanların olması çok korkutucu bir gerçek olarak karşımızda maalesef. Birbirini tanımayan, sosyal ve ekonomik sınıf olarak yakın, aynı milliyete hatta dine mensup insanların bu nefretinin temel nedeni yüz yılı aşmış logo ve renk rekabeti aslında. O tanımadığı insandan değil, logo ve renkten nefret ediyorlar.

Kulüp logoları mesleğe başladığım ilk günden itibaren barındırdığı tarihsel mitler ve semboller ile hep özel ilgi alanıma girdi. Logonun çok da önemli olmadığını düşünen insanlar için ülkemizin en katı rekabetini yaşayan iki takımın renklerini karıştırarak çarpıcı bir bayrak hazırladım.

“Renklerin kardeşliği” ismini verdiğim çalışmayla logo ve renklerin önemine çarpıcı bir örnek vermek istedim.