MARKALARIN SOSYAL TEPKİLERİ

2. Dünya Savaşı sonrası yaşanan en büyük krizle Covid19 ile beraber yüzleşmiş olduk. Kocaman ekonomiler, markalar, ülkeler çaresiz kaldı gözle görünmeyen bu virüs karşısında. Yıllar sürecek dönüşümleri bir kaç haftada hızlıca yaşadık. Olimpiyat oyunları savaş dışında ilk kez ertlelendi. Online hayatını yürütebilen şanslı bir kesim olarak hayatta kalmaya ve üretmeye devam ettik. Mağdur olan insanlar, fabrikalarda ve sokaklarda bilek gücüyle hayatını kazanan milyonlarca kişiydi aslında. Adeta borsa gibi her gün ülkelerdeki yiten canları rakamlara indirerek haber kanallarına müptela olduk. İlk günler neler yapacağımızı anlamak üzerine kafa karışıklığıyla ve büyük travmalarla geçse de Nisan ayı daha doğru yönlendirmelerin medya ve sosyal medya üzerinden yapıldığı tarihlerdi.

Markaların neler yaptığına nasıl görsel ve işitsel iletişim tarzını seçtiklerine bakalım şimdi. Markaların bu dönemde logoları üzerinden yaptığı iletişim gerçekten çok güçlü, önemli ve tarihi hamleler olarak benim hafızamda yer etti.

Geleneksel pazarlamadan dijital pazarlamaya hızla evrilmiştik ama artık duygusal pazarlama devrindeyiz. Aristo’nun binlerce yıl öncesinden bizlere söylediği gibi,  iknanın %65’ini duygu oluştuyor.

Dünyada 220 ülkeyi birden etkileyen hiç ayrım yapmadan herkesin kaygı seviyesinin yüksek olduğu Pandemi döneminde marka iletişimleri insanların hayatlarında duygusal tepkiler ve farkındalık olarak çok önemli bir yer tutuyor. Sevdiğimiz markaların yüzlerce yıllık logolarının sosyal mesafe anlamında değişmesi özellikle yeni nesilde farkındalık anlamında güçlü bir rol oynadı diye düşünüyorum. Çünkü yeni nesil daha simgesel düşünüp hareket ediyor emojiler yani simgeler üzerinden iletişim kuruyorlar. Yeni neslin farkındalığını artırmak adına çok önemli rol oynadı markaların logoları. Şöyle düşündü insanlar bu maske ve sosyal mesafe o denli önemli bir durum ki yüzlerce yıllık markalar logolarını değiştirdiler algısı yaşandı. Tasarımcıların yaptığı bireysel çalışmalar yerine markaların kendi duyurdukları değişikliklerden bir kaç örnek paylaşmak isterim. Ama bence en başa koymam gereken değişim “emeksepeti” olacaktır. Tüm marka kitaplarını terse çevirip sadece logosunu değil ismini de değiştirerek “emek” vurgusunu çok duygusal ve sarsıcı bir örnekle verdi bence. Tüm yeme içme sektörünün kapalı olduğu ve sadece paket servis yaptığı dönem daha iyi anlatılamazdı gerçekten. Bu isim değişikliği ve logo değişikliğiyle Yemek Sepeti aslında hem müşterileri hem de tedarikçilerinin gönlünü de kazanmış oldu. X bir marka rakip olarak piyasaya girse bile insanların bu “emek” vurgusunu ve Nevzat Aydın’ın zamanından önce yaptığı ödemeleri unutmayacaklarını düşünüyorum. Ayrıca yine Yemek Sepeti’nin Dominos Pizza ile yaptığı 24 pandemi hastanesine 150 bin ücretsiz pizza göndermesi bu savaşta en ön cephede savaşan kıymetli Sağlık Çalışanlarına unutulmaz bir jest oldu. Ayrıca Getir markası da bu dönemin parlayan yıldızlarından biri oldu belki bir logo değişikliğine gitmedi ama doğru çalışan sistemiyle insanların hayatına dokundu. 65 yaş üstü evde kalan insanlara, ihtiyaç sahiplerinin evlerine koliler taşıdılar ve insanların hayatlarını kolaylaştırdılar.